Burak Şardan


Burak Şardan
ogni passo verso la vittoria
Burak Şardan Kişisel Bloğu

Gücünü işçilerden aldı, apoletlerin gölgesinde kaldı


Osmanlıya top tüfek yapan ve 1 Mayıs'larda alanlara çıkan İmalat-ı Harbiye işçilerinin tohumlarını attığı Ankaragücü, 12 Eylül cuntasının hamiliğe soyunmasıyla 'paşaların takımı' yaftası yedi.



Başkentin sarı-lacivertli ekibi Ankaragücü ile İstanbul'un sarı-lacivertlisi Fenerbahçe arasında "renktaşlık"tan öte bir bağ daha vardır o da askerlerdir. Son Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt dahil, paşaların gönlü genelde sarı-lacivert renklerdedir.

Adının önünde Makine Kimya Endüstrisi (MKE) unvanı olan Ankaragücü bir nevi paşaların doğal kulübü olurken Fenerbahçe de onların "sivil sevdası"dır.

Türkiye Kupası'nı kazanan ilk ve tek 2. lig takımı olan Ankaragücü'nü bu hasletinden ötürü 1. Lig'e terfi ettiren 12 Eylül cuntasının lideri Kenan Evren de bir Fenerbahçeliydi. Ama Evren'in iki sarı-lacivert forma arasında sıkışıp kaldığı da olmuştur.

Duygu Hatipoğlu ve Berkay Aydın'ın Epos Yayınları'ndan 2007'de çıkan "Bastır Ankaragücü" kitabında aktardıkları ilginç bir anekdot Evren'in açmazına bir örnektir: Kenan Evren, 1982-83 sezonuna iyi başlamayan Ankaragücü'nü uyarıp kendilerini mahcup etmemelerini ister. Daha sonra Ankaragücü, Fenerbahçe'yi yenince Evren, "Bizi mahcup etmeyin dediysek bizim Fenerbahçe'yi yenin demedik ki" diyerek sitem eder.

Ankaragücü pekâlâ "İstanbulgücü" de olabilirdi. Bu noktada "Bastır Ankaragücü"nün sayfalarında iz sürmek için 100 yıllık bir geri pas yapmak münasiptir.

Ankaragücü'nün temeli Osmanlı ordusuna silah imalatı yapan İstanbul'daki İmalat-ı Harbiye Fabrikaları'na dayanır. Fabrika bir yandan orduya "top-tüfek" üretirken diğer yandan da yeşil sahalara "topçu" yetiştirir. Her biriminde bir futbol takımı peydahlanır; Gayret Gençlik, Nümune-i Sübyan (Örnek Çocuklar) Spor Kulübü, Besalet Spor, Tapa Gençlik Gücü.

Vatanın bekası için "topyekün" çalışan fabrika işçileri, İstanbul Ligi'ne de "yekvücut" katılmak için çabalar. Ne var ki 31 Ağustos 1910'daki "tek takım" bu girişimden iki ayrı kulüp çıkar: Altınörs İdmanyurdu ve Turan Sanatkârangücü.

Bir "ara top" atarsak şöyle bir tevatürü de dillendirmek gerekir: Rivayet odur ki Altınörs Mustafa Kemalci, Turan ise Enver Paşacıdır.

Neyse ki 1912-13'teki Cuma Ligi'ne "Sanayi Mektebi" adıyla birlikte katılır ve sezonu birinci bitirirler.

İmalat-ı Harbiye Fabrikaları'nın Ankara'ya taşınmasıyla bozkıra da futbol gelir. Fabrika çalışanları 1920'den itibaren Ankara'da da Altınörs İdmanyurdu ve Anadolu Sanatkâran adıyla futbola devam ederler. 1922'de ise Turan Sanatkâran bir kez daha kurulur.

Yeşil sahaları Havagücü'nden Muhafızgücü'ne kadar çok sayıda askeri takım parsellerken beri yanda Sultani'nin kurduğu 1923 tarihli Gençlerbirliği topa girer.



İki kulüp birleşiyor

Şimdi de "nükteli bir top" atalım: Turan Sanatkârangücü ile Gençlerbirliği'nin bir şampiyonluk maçında topçular birbirine girince asayiş askeri müdahaleyle sağlanmıştır. Şöyle ki: Saha Komiseri Teğmen Sıtkı Ulay, olaylar üzerine emrindeki askerlere "Palaska çıkar hücum" emrini verir. Askerler renk ayrımı yapmaksızın futbolcuları palaskadan geçirirken Teğmen Ulay yeni bir emir verir: "Sarılara değil, kırmızılara vurulacak!" Böylece Gençlilerin dayak yemesiyle asayiş temin edilir!

1 Ağustos 1923'te Anadolu Sanatkâran ile Turan Sanatkâran birleşerek, AnadoluTuran Sanatkârangücü adını alır. Ancak Muhafızgücü ile 1924-25 sezonunda oynan maçta çıkan olaylar nedeniyle 1925'te kulübün kaydı silinir.

Bunun üzerine 1926'da kulübün ismi İmalat-ı Harbiye Spor Kulübü olarak değiştirilir. Kulübün ismi daha çok değişecektir ama renkleri bir daha değişmeyecektir: Sarı-lacivert.

Ankaragücü camiası renk tercihlerinin Atatürk'ten feyz alındığını söyler. İmalat-ı Harbiye'yi ziyaret eden Atatürk'e Ankara'nın lacivert misket üzümüyle kavun ikram edilir. Gazi, lacivertin güç ve kuvveti, sarının ise hırs ve başarıyı temsil ettiğini söyler.

Kulübün renkleri belirlenirken bu öykünün dikkate alındığı söylenir. Diğer yandan lacivertin yanmış, sarının ise yanmamış barutu temsil ettiği de unutulmasın.

28 Temmuz 1922'de İmalat-ı Harbiye kökenli askerler Akşehir'de bir futbol maçı tertip eder. Cephede top sesleri arasındaki bu futbol maçında gaye, Mustafa Kemal ve kurmaylarının yapacağı toplantıyı gizlemektir.



Sivil takımla büyük zafer

İmalat-ı Harbiye, Merkez Mıntıka ve Futbol Heyeti'nce çeşitli nedenlerden ötürü maçlara alınmayınca kulüp adını 1933'te "Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü" olarak değiştirir.

Üç büyükler bugün stat yarışına girerken memleketin ilk stat sahibi kulübü Ankaragücü'dür.

31 Ağustos 1934'te İmalat-ı Harbiye'de çalışan memur ve subayların maaşından 5'er, işçilerin maşından ise 1'er kuruş kesilerek stat yapılır. Tandoğan'daki stat yol genişletmesi gerekçesiyle 1985'te yıkılmıştır.

Ankaragücü bu defa "Kulüp isimlerinde mıntıka isimlerine yer verilemez" engeliyle karşılaşır. Tabeladaki yeni isim ASFA; yani Askeri Fabrikalar olur.

1948'de de Genelkurmay askeri kurumlara sivillerle maç yasağı koyunca kulüp yeniden "Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü" adını alır. "Sivil" Ankaragücü ilk sezonunda büyük bir zafere imza atar. 1949'da Milli Küme finalinde 3-0 yenik durumdan skoru 4-3'e getirip Galatasaray'ı yener ve şampiyon olur. Nedir bu Cimbom'un "sarı-lacivert"ten çektiği

1967-68 sezonunda küme düşen Ankaragücü, 1969'dan itibaren MKE unvanını alır. 1940'lardan itibaren kulüp yönetimlerinde siviller de yer almaya başlarken 60'larda ağırlıkları artar. Ancak 1953-54'te başkan olan Profesör Rasim Adasal hariç 1977-78 sezonunda başkan olan işadamı Sabri Mermutlu'ya kadar yönetim sivil yöneticilerde olamamıştır.



Erman Hoca kupa kazanıyor

Ligde inişli çıkışlı grafik gösteren Ankaragücü, 1972'de Türkiye Kupası'nı kazanır. O takımdaki isimlerden biri de Erman Toroğlu'dur.

Bu arada 1972-73 sezonunda Toroğlu'nun da kırmızı kart gördüğü maçta Ankaragücü, 8 kişi ile Fenerbahçe'yi 2-1 yenip kupada finale çıkar.

Kulüp 1975-76, 1977-78'de ve 1981'de 2. ligde oynarken Türkiye Kupası'nda şampiyon olunca Vali Mustafa Gönül'ün girişimleri ve Kenan Evren'in oluruyla birinci lige çıkartılır; kupa şampiyonu olması münasebetiyle. Ankaragücü aynı yıl Kenan Evren'in elinden Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı da alır.

Tarihe derinlemesine attığımız bu uzun pastan sonra bugüne dair çalımlar atmaya başlayalım: 100 yılı aşkın bir süredir yan yana olan MKE ile Ankaragücü'nün bugünkü ilişkisinin boyutu nedir? Kulübün Tandoğan'da kullandığı tesisler MKE'nin.

Yaklaşık 1200 dernek üyesi olan kulübün yönetimlerini belirleyen delegelerin sayısı ise 236. Bunların da yüzde 30'u MKE'lilerden oluşuyor.



MKE ismi kalksın mı

Bastır Ankaragücü kitabının yazarlarından Berkay Aydın, camiada bazı kesimlerin MKE ile yolların ayrılmasından yana olduğunu belirtiyor: "MKE Ankaragücü'nün tarihidir. Bana göre bir değer olarak kalmalı. Bu bir ayrıcalık. Ticari açıdan da kulüp önünde herhangi bir engel teşkil etmiyor. Bu unvanın terki kulübün tartışılması demektir. Unvanın çıkartılmasını isteyen kesim yanlış bilgilendiriliyor. Özellikle işadamları, yönetim ve başkanlığa aday olma sürecinde MKE'den icazet alma zorunluluğunun kalkmasını istiyor.

MKE kökenli son başkanın Emin Gök olduğunu hatırlatan Aydın, "1993-1997 yılları arasında kulübe kimse sahip çıkmayınca yönetimi MKE üstlendi" diyor.

Ankaragücü Başkanvekili Serdar Özersin ise MKE'nin kulübe tahsis ettiği Tandoğan tesislerinin 15-20 milyon dolar ettiğini belirterek "MKE'yi istemeyenler o zaman bu kadar parayı getirsin" diyor. MKE'nin kulübe daha fazla katkı sağlamasına hayır diyemeyeceklerini belirten Özersin, "Genel Müdür çok büyük destek veriyor ama neticede kamu kurumu olmanın bazı handikapları var. Oysa belediyenin otoparklarının çoğu Ankaraspor'a kayıtlı. MKE ne yapabilir? MKE silah satan bir kurum. Silah satışından kulübe bir harç sağlanabilir belki" diye konuşuyor. Özersin, kulübe gelecek bir isim sponsorluğu önünde MKE'nin hukuki bir engel teşkil etmediğini de vurguluyor.

Bu arada Bastır Ankaragücü kitabında Ankaragücü'nün başına geçmek isteyen Melih Gökçek'in MKE tarafından engellendiğinin iddia edildiği kaydediliyor.



GOL YERSEM KARIYI BOŞARIM

Ahmet Çakar'ın "bikini davası"nın manşetlerden inmediği şu günlerde ilginç bir iddiaya da Ankaragücü tarihinde rastlanıyor. 1952-53 sezonunda Ankaragücü'nün kalecisi Dündar Beykan sakatlanınca kulüp Gençlerbirliği maçının ertelenmesini ister ama kırmızı-siyahlılar kabul etmez. Maçın başlamasına 1 saat kala milli basketbolcu ve amatör kümenin gol kralı Yılmaz Gündüz, kaptan Natık As'a "Kalede ben oynarım ve eğer bir gol yersem de karımı boşarım" der. Maçı Ankaragücü 4-1 kazanır. Ama Dündar o tek golü penaltıdan yediği için karısını boşamaz.



SOSYALİSTLERİN TAKIMI

12 Eylül darbesinden sonra adı "paşaların takımı"na çıkan Ankaragücü, esasen bir işçi takımıdır. İmalat-ı Harbiye Fabrikaları işçilerinin temellerini attığı kulüp bugün de taraftar profiliyle bir "halk takımı" tanımını en fazla hak eden Süper Lig kulübüdür.

Tophana fabrikasının 4 bini aşkın işçisi, 1894-1895 döneminde "Amele-i Osmani Cemiyeti" adıyla Türkiye'nin ilk işçi örgütlenmelerinden birini gerçekleştirmiştir. Turan Sanatkâr'ın yöneticilerinden Abdülmecid Numan, hem son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne hem de ilk TBMM'ye giren ilk işçi vekildir.



KUPAYI 'KİRLİ ELLER' KALDIRDI

1929'da Hâkimiye-i Milliye'nin turnuvasında İmalat-ı Harbiye, Gençlerbirliği'ni 3-1 yenip şampiyon olur. Ama kupa töreninde Gençlerli bir yönetici "Kirli amele takımına Atatürk'ün kurduğu Hakimiye-i Milli Kupası verilir mi" diye konuşunca İmalat temsilcileri de "Ellerimiz kirli olabilir ama alnımız aktır" yanıtını verir ve ortaklık gerginleşir. Bu arada İmalat taraftarları kupayı kapıp yürüyüşe geçer ve Gençler binasının önüne gelir. Neyse ki Gençlerli futbolcuların sempatik davranışıyla olay tatlıya bağlanır.

1959-60 sezonunda Ankaragücü ile Gençlerbirliği Vali Dilaver Argun Kupası'nda yenişemeyince hakem Ziya Ozan kupayı ortadan ikiye bölüp paylaştırır

Ben Kimim?

Burak Şardan Adı Soyadı : Burak Şardan
Kan Gurubu : 0
Doğum Tarihi : 01.1.1985
Doğum Yeri : Ankara
Bulunduğu İl : İstanbul

Son Yazılarım

Hafta sonu Futbol Ekranı(23-24-25)Şubat

Haftasonunun heyecanından sıyrılmanın ardından hafta içi de Avrupa maçlarıyla ser&uum...devamı

Pols Terörüne Son!

Polis saldırılarına son!

31 Ocak 2010 Pazar günü deplasmandaki Pendik maçın...devamı

Gücünü işçilerden aldı, apoletlerin gölgesinde kaldı
Osmanlıya top tüfek yapan ve 1 Mayıs'larda alanlara çıkan İmalat-ı Harbiye iş&cce...devamı
Türkiye'de Futbolcular Tribunde Maç izlermi?

 Oncelikli dertlerimizden biri ...devamı