İletişim
Reklam
Üye Girişi
Yeni Üyelik
12 Eylül Etkenleri ve Ankaragücü - 2010-05-03 12:20:16
İbrahim Çelik    Okunma Sayısı = 954



Kuzeyin en güneyinde, güneyin en kuzeyinde, doÄŸunun en batısında, batının en doÄŸusunda yer alan, eÅŸÅŸiz doÄŸal güzellikleri olan ve yüzyıllardır bir çok medeniyete ev sahipliÄŸi yapmış bu güzel coÄŸrafyada; çoÄŸu zaman kendi hâline bırakılmamış tarihimiz; suyun akıp yatağını bulduÄŸu gibi doÄŸal bir süreç yaÅŸamamış, coÄŸrafya itibariylede hep birilerinin hedef alanı olmuÅŸuzdur...

 

Winston Churchill; “Anadolu, Türklerin kontrolüne bırakılmayacak kadar, önemli bir kara parçasıdır” demiÅŸ... DemiÅŸ mi? DememiÅŸ mi? Bilemem ama yapılan saldırılara baktığımızda, “demiÅŸ” gibi duruyor...

 

Bu gün toplumumuzda yaÅŸanan bir çok iletiÅŸim sorunun temel kaynağı, 12 Eylül ve Etkenleridir. Aslında iddialı bir söz gibi dursada izah ettiÄŸimde hak vereceÄŸinizi düÅŸünüyorum...

 

Bizim kuÅŸağımız, yani 78 kuÅŸağı çok büyük acılar yaÅŸadı, Avrupalı Sanayi Devrimini tamamlarken biz, terörle, siyasi çekiÅŸmelerle uÄŸraşıyorduk. Bir çoÄŸumuz üniversiteli idik ama ne yetiÅŸen bilim adamı vardı, ne de uzmanlaÅŸmış kadrolar. Toplum iç kavgalar yüzünden eÄŸitim yok denilecek gibiydi...

 

KardeÅŸ kardeÅŸle düÅŸmandı, komÅŸu komÅŸuyla. Polis teÅŸkilatı bile ikiye ayrılmış, ülkenin dört bir tarafında ateÅŸler yanıyordu...

 

Ancak, bugün saÄŸlıklı bir gözle baktığımızda; Churchill’in sözünün altını cizer bir ÅŸekilde, ülkemde çeÅŸitli provakasyonlar, manipülasyonlar alenen iÅŸlenmiÅŸ ama biz o zamanın verdiÄŸi hızlı akan süreç içinde görememiÅŸiz...

 

Bu gün ise, 12 Eylül bu ülke için aslında bir çıkış noktası olması gereken önemli bir tecrübe iken, maalesef o gün yapılan hatalardan ders çıkarmayı bilmiyoruz, zaman zaman aynı hatalara düÅŸüyoruz, düÅŸmeye de devam ediyoruz...

 

12 Eylülün etkenlerinden kısaca bahsettikten sonra, 12 Eylül sonrasının verdiÄŸi sakinliÄŸin de bilinsizce yapılan geliÅŸim sistemlerinin, coÄŸrafyamızda yaptığı yaptığı tahribattan bahsetmek istiyorum.

 

Batılı ülkeler renkli televizyona 1950 li, 60 lı yıllarda geçerken, biz ise; bırakın renkli televizyonu, siyah beyaz televizyonu 1970 li yıllarda kullanmaya baÅŸladık. Avrupalılar onlarca kanal seçerken, biz 1989 yılında korsan olarak kurulan Star Tv ile özel kanal devrini baÅŸlattık. Resmi olarak 1992 yılında baÅŸladığımızıda hesaba katarsanız, düÅŸünün arada en az 15-20 sene var.

 

Aynı ÅŸekilde özel radyolarda 1989’da korsan olarak, 1994 yılında da resmi olarak yayın hayatına baÅŸladı ve bu gün yüzlerce, binlerce radyo kanalı vardır.

 

İlginçtir; çağımızın en önemli iletiÅŸim kanalı internet batılı ülkelerde (sivil ortamda) 1972 yılından itibaren kullanılır iken, bizde 1991 yılında lokal olarak baÅŸlayan bazı baÄŸlantılarla aktif yaÅŸam içine 1995-96 yılından sonra girmiÅŸtir...

 

Åžimdi bu kadar bilginin veriliÅŸ nedenini elbette merak ediyorsunuzdur. İzah etmeye çalışayım; Psikolojik travma terapilerinde, yapılan en önemli metod; travmanın yaÅŸandığı dakika ve öncesine dönülür, tedaviye oradan baÅŸlanır...

 

Bizde, ÅŸayet bir tedavi önerecek isek, olayın önü ve arkasını iyi belirlememiz gerkmektedir. Åžimdi örneklerimizden yola çıkarak, bazı tespitlerde bulunalım;

 

Ege kıyılarına gideniniz çoktur. Åžehir dışı yollarda radyonun otomatik arama butonuna bastığınızda karşınıza gelen her 10 kanaldan 7’si Yunan kanalıdır. Güney doÄŸuya gittiÄŸinizde bu durum deÄŸiÅŸmez, hengi ülkeye yakın isek o ülkenin kanalları hep baskındır. Bu bir çoÄŸumuza normal gelir, ama bu bir keÅŸmekeÅŸtir, iÅŸgaldir. DüÅŸünebiliyor musunuz? Frekans Tahsis yasası geçtiÄŸimiz aylarda çıkartıldı.

 

Bu küçük örneÄŸi vermekteki kastım iletiÅŸimdeki hızlı geliÅŸmenin Devlet tarafındaki sendromuna dikkat çekmekti. Farkındamızınız bilmem; bu gün bile Avrupadan yayın yapan bir bölücü, hain, satılmış tv için verilen uÄŸraşın yorumunu size bırakıyorum...

 

Dünyada hızlı iletiÅŸimin toplumsal dezantajlarını ise, saymakla bitiremeyiz. Her ÅŸeyi anında duymak kimine göre iyi bir olgu olarak düÅŸünülse bile, kapsamlı düÅŸünüldüÄŸünde, bazen hiçte iyi bir ÅŸey olmadığı görülecektir.

 

Toplumun ahlak yapısını bozan magazin programları, müstehcen tv dizileri, ÅŸiddeti körükleyen filimleri göz önüne aldığınızda götürüsünün getirisinden daha fazla olduÄŸu görülecektir.

 

Yani kısaca, iki kelimeyle izah edecek olursak, Avrupalı bu icatları içine sindire sindire yaÅŸadığı için, geliÅŸen bu uzun zamanda eksi sonuçları üzerine çalışmalar yaparak kendi kültürüne özgü önlemler alarak, bu hızlı iletiÅŸimin toplum üzerindeki olumsuz etkisini minimum seviyeye inmesini saÄŸlamıştır. Yani, alttan yukarı doÄŸru bir yapılanma söz konusudur. Alttan yukarı doÄŸru yapılanma olunca, o toplumda bir kültür oluÅŸmuÅŸtur. Biz ise 12 Eylül ve etkenleri ile uÄŸraşırken, bu tür kaynaklar hep tepeden inmiÅŸdir ve buda toplumsal bir görgüsüzlüÄŸe neden olmuÅŸtur.

 

Eskiden bir mahallede 1 telefon var iken, bu gün çocuÄŸumuzun elinde bile telefon var. Bunu ben bir avantaj olarak görmüyorum. Sizde olayı birde “kültür” açısından düÅŸündüÄŸünüzde hak vereceksiniz. Toplumumuzda bilinçsiz bir tüketim var. MüthiÅŸ derecede görgüsüz insanlar türedi ve bunun müsebbibi elbette bunları bize sunanlar deÄŸil, yıllarca önce gelmesi gereken teknoloji yerine bizi kaoslar ve terörle uÄŸraÅŸtıran etkenlerdir...

 

Åžimdi gelelim esas konumuza. Burası elbette bir spor sayfası ve anlattığım her ne kadar toplumsal olsada, içinde siyasi düÅŸünceler barındıran sözlerdir.

 

Ankaragücü bu ülke ile o kadar özdeÅŸ bir takımdır ki izahını ancak yaÅŸayanlar bilir. Velev ki bu ülkede yaprak kımıldasa bizim takımda fırtınalar kopar.

 

Bu gün baktığımızda; gurur duyacağımız, sükse yapacağımız, hava atacağımız, bundan bir kaç yıl önce hayal bile edemeyecÄŸimiz bir takımımız var. Kamerun Milli Takım hocası Le Guen, bir muhabirin sorduÄŸu, "bu takımda olmak istermisiniz" sorusuna diyorki; "Kim bu takımda olmak istemez" diyor. Gurur duyuyorum... 

 

Kimi yöneticilerimiz gelecek yıl ÅŸampiyonluÄŸa oynayacak takım olacağımızdan bahisle çeÅŸitli demeçler vermektedir. Bence olurmu? Bu hâli ile mümkün deÄŸildir.

 

Bu günkü ortam için o kadar geç kalındı ki kelimelerle izahı mümkün deÄŸil. Biz hâla yeni yönetim bizi bırakır gidermi? Sarayköy tesisleri bize kalırmı? Ankaragücünün ruhu kaldımı? Tartışmaları içindeyiz. Özer’i Fenerbahçede görüpte içi yanmayan varmıdır?

 

Oysa, ki bizim bu tartışmaları 2-3 yıl önce yapıp bu gün farklı ÅŸeyler konuÅŸuyor olmamız gerekirdi. Bundan önce boÅŸa geçen, en az bir 5-6 yıl söz konusu... Bu elbette ÅŸu anki yönetimin suçu olmadığı gibi, elbette taraftarın da suçu deÄŸildir...

 

Ancak; taraftar bir an önce kendi kültürünü geliÅŸtirmeli, büyük bir camianın taraftarı olduÄŸunu hatırlamalıdır. BoÅŸ ve kendini ilgilendirmeyen ÅŸeyleri bırakıp, taraftarlık görevini yerine getirmelidir.

 

Kimileri İstanbulspor ve Cem Uzan örneÄŸini verirken atladıkları en önemli husus; Ankaragücü camiasında bu kültürü geliÅŸtirecek o kadar çok enstrüman varki hayal bile edemezsiniz.

 

Bakınız; KardeÅŸimiz, Bursamıza bir bakınız, bir tane çatlak ses duyuyormusunuz? Duyamazsınız, neden? Çünkü herkes görevinin bilincinde, tribündeki iÅŸini, kulübedeki iÅŸini, sahadaki iÅŸini, masa başındaki iÅŸini yapıyor. Kimse kimsenin iÅŸine doÄŸrudan müdahil olmuyor.

 

Bizde ise; taraftar kulübü yönetiyor, takımı yönetiyor, borçlarla uÄŸraşıyor, haciz takibi yapıyor (v.s), ama tribüne bakıyorsun, her tribünde ayrı bir ses. Her maçta takım adından önce tribün reklamı yapılıyor...

 

Elbette, kulüp hakkında, hoca hakkında, futbolcu hakkında fikrimiz olacaktır, olmalıda. Yeri geldiÄŸinde protesto hakkımızı kullanıp eleÅŸtireceÄŸiz. EleÅŸtiri her zaman için kazançtır. Ancak önce kendi iÅŸimizle uÄŸraÅŸ vermeliyiz, enerjimizi o yöne akıtmalıyız.

 

Bu Fenerbahçe maçı gelecek yılın provası olmalıdır. Tribünlerin ileri gelenleri birleÅŸip tek ses konusuna çözüm bulamıyorlarsa, (haddim deÄŸil ama) biz büyük bir camiayız deme hakkımız yoktur.

 

Birde hazır sözü açılmışken; Pazar günü oynayacağımız maç bizim gelecek sene ortaya koyacağımız hedeflerimiz için bir milad olacaktır. Bu sene KardeÅŸ Bursaspor ÅŸampiyon olup o yolu açarsa, gelecek yıl iÅŸimizin daha kolay olacağını düÅŸünüyorum...

 

Kimse gocunmasın, (yanlış hatırlamıyorsam) 2001-2002 sezonunda nasıl ki; Hem Fenerbahçeyi yendik, hem Galatasarayı yendik ve Fenerbahçeyi ÅŸampiyon yaptık. Bu senede, Burssporla berabere kaldık, Fenerbahçeden de puan(lar) alıp, Bursasporu ÅŸampiyon yapacağız, kimse bundan zerre kadar gocunmasın.

 

İnÅŸallah Abdulkerim Bayraktar kardeÅŸimin ruhuna Pazar günü, fatihalar ile birlikte Bursamıza güzel haberler yollayacağız. Tersi durumda ne olur? Elbette üzülürüz ama biz skorlarla kardeÅŸ olmadık, bu maçta öyle bir maç, isteÄŸimiz puan almak, Mevlam neyler, eylerse güzel eyler...

 

Yönetimden ricam; bu husus çok önemlidir. Fenerbahçe ile olan maçlarda çubuklu klasik formayı, ev sahibi olduÄŸumuz halde, hep Fenerbahçe giyiyor. Geçen gün baktım, Bayan Voleybol maçında da onlar giymiÅŸler. Bu tek kelimeyle ayıptır, (bana göre) aymazlıktır. Bir kere ÅŸu unutulmamalıdır; ilk sarı lacivert Ankaragücüdür ve Pazar günü (ister yatay olsun, ister dikey) çubuklu formayı Ankaragücü giymelidir...

 

Muhabbetle...


 

Yazarlarımızın Diğer Yazıları


12 Eylül Etkenleri ve Ankaragücü
Reco Baba' nın ( Recep Baydurcan ) Ardından...
Ben Size Taarruzu Değil Ölmeyi Emrediyorum... Zorunlu Ara..
İBB MAÇI DEĞERLENDİRMESİ ve YÖNETİMDEN BİR RİCA
Ankara Belediye Başkanımıza Bir teklif
Hayırlı Olsun